Yeme Bozuklukları Nedir ve Nasıl Ortaya Çıkar?

Yeme bozuklukları, Şişli Terapi Enstitüsü, Nişantaşı, Beşiktaş, Sarıyer

Yeme bozuklukları, yeme davranışı ve yemekle ilgili duygu ve düşüncelerin bozulmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Bu durum bireye hem psikolojik hem fizyolojik açıdan ciddi boyutlarda rahatsızlık verir. Kişi çok yoğun bir şekilde yemekle ilgili düşüncelerle meşgul olmaktadır. Bu durum da kişinin günlük yaşamına odaklanmasını zorlaştırmaktadır.

Yeme bozuklukları; anoreksiya nervoza , bulimia nervoza ve son yıllarda tanımlanmış tıkınırcasına yeme bozukluğu  gibi psikolojik hastalıkların içinde yer aldığı bir tanı grubudur.

Yeme bozukluklarının en belirgin özelliği kişinin yiyeceklerle ve kendi beden algısı ile ilgili düşüncelerinin çarpıklaşmasıdır. Genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkar ve tipik olarak fark edilmeden başlar. Daha fazla ya da daha az yemek yeme dürtüsü kişinin varoluşunun odak noktası haline gelir ve giderek daha zorlayıcı bir hal alır. Gittikçe katılaşan ve bitmek bilmeyen diyetler ve yeme davranışları, yiyeceklerle kurulan garip ilişkilerle karakterizedir. Kişinin yiyeceklere, kiloya ve görünüşe aşırı derecede takıntılı olma durumu; sağlığına, ilişkilerine ve günlük aktivitelerine ciddi zararlar vermeye başlar. Genellikle depresyon, alkol/ uyuşturucu madde bağımlılığı, beden disforik bozukluğu gibi bozukluklarla eş tanı alırlar.

Yeme Bozukluklarının Nedenleri Nelerdir ?

Yeme Bozukluklarının ortaya çıkış nedenlerine dair farklı kuramlarda farklı açıklamalar mevcuttur. Etiyolojisine bakıldığında biyolojik çevresel, kültürel ve psikososyal nedenlerin birlikte rol oynadığı varsayılır. Yeme bozukluklarının altında yatan sebepler; düşük benlik saygısı, depresyon, kontrol kaybı duygusu, değersizlik, kimlik karmaşaları, kültürel olarak aracılık edilen beden imgesi kaygıları, mükemmelliyetçilik gibi kişilik özellikleri, aile içi iletişimde problemler ile ilişkilendirilir.

Yeme Bozukluklarının nedenlerine dair psikanalitik açıklamalar:

Bu bozuklukta belki de en çok incelenmesi gereken konu ilk dönem anneyle kurulan ilişkilerdir. Bebek ve anne arasında güçlü bir bağ vardır. Bebek ihtiyaçlarının giderilmesi için anneye bağımlıdır. Klein’a göre bebeğin ilk nesnesi anne memesidir. Bebek için bu nesne onu hem besleyen, sevgisini veren bir taraftayken bir yandan yıkıcı dürtülerini de yansıttığı bir taraftadır. İlk zamanlar bebek bu nesneyi iki farklı nesne olarak görür ve memeyi iyi meme – kötü meme olarak böler. Sonrasında bunun aynı nesne olduğunu görüp onu besleyen şeye karşı saldırganca davranmış olmaktan müthiş bir suçluluk duyar. Bu noktada annenin, bebek ona karşı yıkıcı dürtülerini yansıtsa da bebeği terk etmeyeceğini göstermesi gerekir.

Winnicot’ın Yeme Bozukluklarına Yaklaşımı ise;

Yeterince iyi anne bebeğin bakımını sağlayan ama aynı zamanda ona ara alan açabilen annedir. Bebek, bu sayede annesinden ayrışabilecek ve bir birey olma yolunda ilk adımlarını atabilecektir. Bu dönemde yaşanan travmatik bir başarısızlık, nesnenin bağımlılığına yol açabilir. Hasta, ilk arzu nesnesi olan annesinden ayrılabilmenin ve bağımsızlaşabilmenin güçlüğüyle baş edecektir. Anne aşırı kontrolcü, sürekli bebeğin üzerine düşen biri olduğunda kişi, ilerleyen dönemlerde buna tepki olarak da kontrolü ele alıp bu kontrolü bedeni üzerinden sağlamaya çalışabilir. Veya anne bebekten çok bağımsız ve uzak olduğunda annenin yarattığı bu boşluk duygusuyla baş etmek zorunda kalan birey, bu duygunun ve tek başına kalmanın yarattığı endişeleri yemekle doldurmaya çalışabilir.

Bir diğer açıklama ise babayla kurulan ilişkilerdir. Çocuksuluktan yetişkinliğe geçilen ergenlik döneminde ödipal çatışma tekrar gündeme gelir. Hasta bilinçdışında yemek yiyerek karnın şişkin olmasıyla karakterize babasından hamile kalma fantezisi kurar ve sonrasında da bu durumdan kaynaklanan yoğun suçluluk ve bunun sonucu olarak gözlenen gıdayı içten atma isteği duyar. Onun için yemeğin sembolik anlamları ; elde edilemeyen aşka doymak bilmez arzunun, öfke ve kinin ifadesi olabilir, veya erkek olma ve penise sahip olmayı, hamile kalma ya da hamilelikten korkmayı temsil edebilir. Kişinin, bu fantezilerinden kurtulması için babasından libidinal yatırımı çekerek başkasına yatırım yapması beklenir. Bu dönemde babayla aranın çok fazla açılması ya da çok yakın bir ilişkide olmak kişi için babasıyla ilgili bu fantezilerinden kurtulmayı zorlaştıracaktır. Kişinin bu dönemi sağlıklı bir biçimde atlatabilmesi için baba, kızının kadınlığını kabul etmeli ancak bunu erotize etmemelidir.

Yeme Bozuklukları Kimlerde Görülür?

Yeme bozuklukları genelde kadınlarda görülse de erkeklerin de yeme bozukluğu geliştirme ihtimali vardır. Bu bozukluklarının en sık görüldüğü gruplar hostes, manken, sporcular vb. dış görünüşlerin önemli olduğu meslek gruplarıdır. Zayıflığın güzellikle eşleştirilmediği toplumlarda daha seyrek görülmektedir. Sosyal medyada görülen gerçekçi olmayan bedenler, toplumun güzellik algısı vb. faktörlere daha fazla maruz kalan bireylerde yeme bozukluklarının daha sık görüldüğü düşünülmektedir.

Yeme Bozukluğu Türleri Nelerdir?

Anoreksiya Nervoza: 

Anoreksiya nervoza, yoğun bir şekilde kilo alma korkusu ve yine vücut ağırlığı veya şeklinin çarpık algılanması endişesiyle karakterizedir. Bu bireyler, yaş, cinsiyet ve fiziksel sağlık açısından normal seviyenin çok altında bir vücut ağırlığına sahiptir. Bu bireyler ne kadar zayıflarlarsa zayıflasınlar aşırı kilolu olduklarını, bazı beden parçalarının özellikle karın, kalça, bacak, şişman olduğunu iddia ederler. Bedenleriyle çok uğraşırlar, sürekli incelerler, öz saygıları zayıflıkla ilişkilidir. Düşen vücut ağırlığından dolayı endokrin sistemlerinde bozulmalar meydana gelir.( kadında adetin kesilmesi, erkekte cinsel ilgi ve güç kaybı) Anoreksik bireyler kısıtlayıcı diyet ve yoğun egzersiz yaparak ya da tıkınırcasına yiyip sonrasında kendilerini aç bırakarak, kusturarak veya müshil vb. kullanarak telafi davranışları gösterirler. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanır.

Bulumia Nervoza:

Bulimia nervoza, tekrarlayan ve sık sık, alışılmadık derecede büyük miktarlarda yemek yeme (aşırı yeme) ve yeme üzerinde kontrol eksikliği hissi ile karakterizedir. Bunu, arınma (kusma, müshil), oruç tutma veya aşırı egzersiz gibi tıkanıklığı telafi eden birtakım davranışlar izler. Sıklıkla buna suçluluk ve kendinden iğrenme duygusu eşlik eder. Anoreksiya nervozadan daha sık görülür ve daha geç başlangıçlıdır. Anoreksiyadan en büyük farkı bu kişilerde anormal bir kilo kaybı söz konusu değildir. Blumia nervozalı bireyler normal ya da normalin üstünde kiloda olabilirler.

Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu:

Tıkınırcasına yeme bozukluğu, yeme davranışı üzerinde kontrol kaybının hissedildiği ve tekrarlayan aşırı yeme dönemleriyle kendini gösteren bir durumdur. Kişi tıkınırcasına yeme nöbetlerinin yol açabileceği etkileri giderebilmek için birtakım telafi yöntemlerine (kusma, müshil kullanımı, oruç tutma, egzersiz yapma) başvurmaz. Çoğunlukla normal üstü kilodadırlar.  Tıkınırcasına yeme bozukluğu olan hastalar yiyeceği olumsuz duygular ve duygusal sıkıntılarla, kısa vadede başa çıkma aracı olarak kullanır. Yiyecek daha iyi hissetmeyi, duyguları bastırmayı sağlayan, güçlülük duyguları aşılayan sihirli bir değnek gibi algılanır. 

Yeme bozukluklarının etkileri:

Yeme bozukluklarının hem fizyolojik hem psikolojik etkileri bulunmaktadır. Sürekli yemek düşünme, bedenle çok haşır neşir olma, yoğun bir biçimde kiloyu kontrol gibi durumlar kişinin günlük yaşamındaki işlerini odaklanmasını güçleştirmekte ve performanslarını düşürmektedir. Bedenin yeterli besin alamamasına bağlı olarak bilişsel işlevlerde yavaşlama meydana gelir. Bunun yanı sıra tıkınırcasına yemeye, aç kalmaya, aşırı egzersize ve kusmaya bağlı olarak kan basıncı düşmesi, kalp atımı yavaşlaması, böbrek, sindirim sistemi sorunları, kemik yoğunluğu azalması, cilt kuruluğu, tırnak kırılması, adet dönemindeki düzensizlikler, yemek borusunda doku yırtılmaları, tip 2 diyabet gibi riskleri vardır.

Yeme Bozuklukları Nasıl Tedavi Edilir?

Yeme bozuklukları, hastanın ruhsallığının yanında bedenini de doğrudan etkilediği için doktor, diyetisyen, psikolog vb. birkaç farklı daldaki uzmanın tedavide yer alması gerekebilir. Kişinin durumuna ve ruhsallığına uygun bir tedavi planı oluşturulmalıdır. Psikoterapi vazgeçilmez bir yerdedir. Bazı durumlarda psikoterapi tek başına yeterli gelebilir bazı durumlarda ise daha ciddi müdahaleler gerekebilir. Örneğin, anoreksiya nervozada kilo kaybının şiddetlendiği, vücut ağırlığının hızla düştüğü durumda hastane yatışı gerekebilir. Bu kişiler yetersiz beslendiklerini kabullenmez ve yemeyi reddebilirler. Bu durumlarda kişinin kilosunu normal düzeye getirmek için dışarıdan müdahale edilmek zorunda kalınabilir. Tedavi edilmediği taktirde kişiyi ölüme sürükleyebilir. Kişinin kilosu belli bir seviyeyi geldiğinde mutlaka terapi desteğine başvurulması gerekir.

Sorunun kökenine inerek yeme ataklarının ve kusmaların neyi anlatmaya çalıştığını temel alan psikanlitik yaklaşımlı terapi, güncel soruna ve ilertici faktörlere odaklanan bilişsel davranışçı terapi ya da ailenin işlev ve örüntülerinin etkilerinin çalışıldığı aile terapisinden biri tercih edilebilir. Terapi yöntemi seçilirken kişinin yaşadığı durumun aciliyeti, sembolizasyon kapasitesi, yaşam tarzı, aile ilişkileri gibi faktörler ele alınıp kişiye en uygun terapi yöntemi seçilmelidir. Hangi yöntem tercih edilirse edilsin, terapilerde ortak amaç kişinin iyilik hali içerisinde olmasını sağlamak ve bu iyilik halini devam ettirebilecek beceri kazandırmaktır.

Uzman Bir Psikologdan Destek Almak

Yeme bozukluğu olan kişilerin, uzman bir psikolog ya da psikiyatrist tarafından psikolojik destek alması çok önemlidir. Bu destek, kişinin belirtilerini azaltmaya ve yaşam kalitesini arttırmaya yardımcı olur.

Psikolojik destek, kişinin yeme atakları hakkında bilgi edinmesini ve anlamasını sağlar. Bu, kişinin yeme ataklarının ne zaman ve neden ortaya çıktığını anlamasına ve bunlarla nasıl başa çıkabileceğine dair bilgi ve beceriler kazandırır.

Bu nedenle psikolojik destek almak, Yeme bozuklukğu olan kişiler için önemli bir tedavi yöntemidir. Uzman bir psikolog, kişinin belirtilerini ve nedenlerini anlamaya çalışarak, belirtilerin azalması ve anlaşılması yönünde uygun tedavi yöntemlerini belirlemeyi amaçlar. Siz de bu konuda zorluk yaşıyorsanız, İstanbul Beşiktaş’da bulunan ve Şişli Terapi Enstitüsü bünyesinde barındırdığımız uzman terapistlerimizden psikolojik destek alabilirsini

Kullanılan kaynaklar:

Düşgör, B. P. (2007). Anoreksiya Nervoza’da babalık işlevinin projektif testlerle değerlendirilmesi.

Gürdal, A. (1999). Yeme bozuklukları ve tedavisi. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni9(1), 21-27.

Yapa, B., & Düşgör, D. Anoreksiya Nervoza’da nüfuz edici anne imgesi sorunsalının projektif testlerle değerlendirilmesi.

Ergüney, F. E. (2012). Yeme bozukluğu hastalarında tedavi motivasyonu, beden imgesi ve depresyonun değerlendirilmesi. TC İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Psikoloji Anabilim Dalı Psikoloji Yüksek Lisans Programı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul. Role of Body Image Dissatisfaction. Journal of Psychosomatic Research69(6), 573-581.

*Bu İnternet Sitesi ve örn., okuduğunuz, dinlediğiniz veya gördüğünüz her türlü içeriği yalnızca bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Şişli Terapi Enstitüsü, bu İnternet Sitesinde yer alan bilgilerin doğru ve güncel olması konusunda büyük bir özen göstermektedir. Ancak; İnternet Sitesi veya içeriği ile ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Yani hususi olarak; İnternet Sitesi ve sunulan bilgilerin veya bağlantı verdiği içeriklerin kesinliği, eksiksizliği, yasalara uygunluğu, güncelliği, kullanılabilirliği veya doğruluğu ile ilgili herhangi bir sorumluluk üstlenmemektedir.

*Şişli Terapi Enstitüsü, İnternet Sitesinde yer alan eskimiş bilgileri kaldırmakla veya güncellemekle veya düzeltmekle yükümlü değildir. Şişli Terapi Enstitüsü ayrıca, bu İnternet Sitesinde yer alan bilgileri dilediği vakit, önceden bildirmeksizin, düzeltme, genişletme veya herhangi diğer bir şekilde yeniden düzenleme hakkını saklı tutmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Ara

Sosyal Medyalarımız

Şişli Terapi Enstitüsü

Şişli Terapi Enstitüsü olarak insan yavrusunun sahip olduğu büyük potansiyele ve bu potansiyelin önündeki engellerin farkında olarak bireylere psikolojik destek sunmayı amaçlamaktayız.